Wednesday, April 6, 2016

Karl-Anthony Towns Neden Bu Kadar İyi?

Timberwolves taraftarları için playoff görmeyeli on iki, yüzde elli üzeri galibiyet yüzdesi görmeyeli on bir sezon oldu. Durumun vehametini biraz daha açmak için şöyle söyleyeyim Timberwolves’un son playoff maçında Karl Malone double-double yapmış. Uzun yıllar süren sefaletin ve ardı arkası kesilmeyen rezalet yönetimsel kararların sonucu olarak Wolves bir sezonu daha nisan ayındaki maçların sonucunu görmeye gerek kalmadan bitirdi.

Sezona Flip Saunders’ın trajik ölümüyle başladı Timberwolves. Flip aynı zamanda en son playoff yapan Wolves takımının koçuydu. 13-14 sezonunun başında Kevin Love’ın kesin olarak ayrılacağını açıkladığı bir pozisyonda takımın Basketbol Operasyonları Başkanı ve koçu olarak atandı. İkinci Kevin Garnett vakası olması beklenen Love’ın ayrılışından biraz sabır, biraz şans, biraz da LeBron James faktörleriyle Andrew Wiggins’i takıma katmayı başardı.  Wiggins çaylak sezonunda her gün oyununun üzerine ekleyerek hak ettiği Yılın Çaylağı ödülünü eve götürürken Minnesota genç oyuncusunun yaşı kadar bile galibiyet alamayarak bir sezonu daha kapadı ve büyük ihtimalle 20 yıl önce Kevin Garnett’in draftından sonra başlarına gelen en güzel şey yaşandı ve birinci sıradan Karl-Anthony Towns’ı seçme hakkı kazandılar. 

Kadro potansiyelli oyuncudan geçilmese de neredeyse takımdaki herkesin öğrenmesi gereken çok fazla şey var ama büyük şanssızlıklar yaşanmazsa çok uzun süreler Timberwolves taraftarları da artık sezonun ortasından itibaren “acaba sıradaki drafttaki oyuncular nasıl?” tarzı sorular yerine olası playoff eşleşmelerini  düşünmeye başlayacaktır. 

30 galibiyete bile ulaşamayacak bir takım için sezon değerlendirmesi yazmak mantıksız gelebilir ama Minnesota taraftarı olmaktan daha mantıksız olmadığı için ve yapacak çok fazla işim olmadığından bu işe girişiyorum. Koçu Sam Mitchell olan takım hakkında takım yapısı olarak söylenebilecek çok fazla şey yok maalesef. Mitchell hücum repertuarı ligin ortalamasının üzerinde olan koçlardan biri olsa da genel olarak ligin en kötü beş koçundan biri. Elindeki malzemeden bağımsız olarak direkt olarak koçu gömmek biraz insafsız olsa da savunma şemaları, oyuncu rotasyonları ve modern basketbolun gerektirdiklerini sağlama konusunda gerçekten rezalet bir koç. 

Takımın en büyük sorunu yaklaşık olarak son 46 yıldır olduğu gibi savunma. Tom Thibadou'ya verilecek, "oyuncularımı öldürene kadar oynatmayacağıma söz veriyorum" dipnotlu bir sözleşmeyle halledilemeyecek kadar kötü savunmacılardan oluşan bir takım olmamasına rağmen takımda savunma yapmayı bilen oyuncu sayısı üç, Kevin Garnett, Ricky Rubio ve Tayshaun Prince. Garnett ve Prince'in yaşları oynamaları gereken maç sayısından fazla olduğu için elde bir tek Rubio ve şu an için olmasa bile doğru eğitimle iyi savunmacılar olabilecek Towns ve Wiggins kalıyor. 

Wiggins ve Towns'ın birbirlerinden ayrıldığı konu ise savunmaya bakış açıları. Wiggins daha çaylak sezonundan savunma potansiyelini defalarca göstermiş(örneğin) olmasına rağmen videodaki Harden gibi meydan okuma olmadıkça savunmada stance pozisyonuna geçmeye bile üşenen ya da geçmesi gerektiğini bilmediği bir seviyede. Tabi Thibadou'nun çirkin sesiyle defalarca bağırmasıyla çözülemeyecek bir durum olmasa da değerli bir savunmacı olabilmesi için kat etmesi gereken çok yol var. Kat etmek demişken Big KAT, Wiggins gibi umursamaz bir savunmacı olmasa da yaşı düşünülünce çok da garip olmayan blok sevdası ve pozisyon bilgisizliği sebebiyle henüz yeterli bir savunmacı değil. Blok sevdası tamamen istatistik kasma amaçlı olmasa da bloklayıp bloklayamayacağı şutları biraz daha iyi sezerek neredeyse her maç yaptığı ve rakip takımın hücum ribaundu ve basketiyle sonuçlanan "Aa ters taraftan gelip bloklarım ben bunu" heveslerinden kurtulması lazım. 

Hala çok genç olduğu için kısa süre içerisinde çok fazla değişikliğe uğraması olası olduğu için takımı bütün olarak incelemek yerine parçalar üzerine konuşmak daha mantıklı olacaktır. Aldıkları sürelere göre sıralayarak başlayalım.


Andrew Wiggins

Karl-Anthony Towns'ın takıma katılması sadece takımın değil Wiggins'in kısa kariyerinin de en önemli ve en şanslı noktalarından biri oldu. Geçen sene çaylak performansı ve Yılın Çaylağı ödülünü kazanması sonucunda tutunacak en ufak dala ağaç muamelesi yapan depresif Minnesota taraftarlarının baskısıyla uğraşmak yerine gerçek bir franchise oyuncusunun bütün emarelerini gösteren Towns'ın yancısı olup yüzük planları yapabilir kısa süre içinde. Wiggins 21 yaşında bir oyuncuya göre bir Nba takımının ana skoreri olmayı iyi beceriyor gibi görünse de hücumdaki efektifliği ve sahanın diğer alanlarına yaptığı katkılar düşündürücü seviyede az. Sürekli boş üçlükleri pas geçip denediği orta mesafe şutlar, top hakimiyeti eksikliği, istikrarsız ve kötü şut performansı ve savunmada uyuya kalması gibi oyununun defolarının hiçbiri çalışmayla düzeltilemeyecek şeyler değil. Towns'ın takıma katılışıyla da bunlar üzerine çalışabileceği zaman penceresinin uzamasıyla birlikte Wiggins hakkında umutsuz olmak için şimdilik bir sebep yok, tabii defolarını kariyerinin ilerleyen safhalarına oyununun karakteristik özellikleri olarak taşımaması durumunda. 

Karl-Anthony Towns

Bu satırları devasa bir kalpli göz emojisi olarak yazıyorum. Aynı pozisyonda neredeyse 2 sezon boyunca Darko Milicic'in ilk beş başladığını gören gözlerden bahsediyoruz. Daha ilk sezonundan Tim Duncan kıyaslaması yaptırabilen adamı görünce nasıl kalbe dönüşmesinler. Tarihin en iyi uzun oyuncusuyla kıyaslanmayı hak edecek durumda değil tabii ki henüz ama oy birliğiyle kazanması gereken bir Yılın Çaylağı ödülü hiç de fena bir başlangıç değil. Towns ligin son yıllarda gördüğü en komple paket çaylak büyük ihtimalle. Oyunun skor, savunma, ribaund, pas ve şut alanlarından hiçbirinde ortalamanın altında yeteneklere sahip değil. Geleceğini ve Nba tarihindeki yerini oyununun bu alanlarının hangilerini ne şekilde keskinleştireceği belirleyecektir. Yıllardır savunma yapabilen bir takım görmemiş bir taraftar olarak benim umudum birlikte anıldığı Duncan gibi takımını her sene en iyi 10 savunma takımı arasına sokabilecek savunma özellikleri geliştirmesi. 

Ricky Rubio

Ricky takımın en iyi oyuncusu olmasa da kesinlikle en önemli oyuncusu an itibariyle. Aynı zamanda ligin en kutuplaştırıcı oyuncularından biri. Westbrook, Kobe vs gibi diğer popüler kutuplaştırıcılar gibi değil ama. Geleneksel box score istatistiklerine bakarak konuşacak olursak Rubio'yu takımın hücumunu mahvetmesi gereken %38 ile saha içi şut atan, (yanlış okumadınız saha içi %38) kazma bir oyuncu olarak tayin etmemiz gerekiyor. Fakat durum maalesef o kadar kolay değil. Rubio sakatlandığı yıl hariç takımda olduğu her sene takımın en iyi on/off istatistiğine sahip oyuncu olmayı başarmış bir oyuncu. Rubio'nun takımda olduğu dönemle ilgili söylenebilecek en net gerçeklerden biri: Rubio'lu beşlerin her zaman Rubio'suz beşlerden daha iyi olduğu. Rubio'yla birlikte, en azından takımın ilk beş oyun kurucusu olarak bir şampiyonluk kazanılıp kazanılamayacağını tartışmak için ileride bolca vakit olacaktır fakat Rubio'ya o şansı vermemek, özellikle takıma olan sevgisi ve karakteri düşünülürse hata olacaktır. 

Zach Lavine

Çok hızlı bir şekilde dark side'a geçebilen oyuncular kategorisinde yüksek sıralarda yer alıyor Lavine. Hatta kolejden gelirken benzetildiği Westbrook'la ortak olan toplam iki özelliğinden biri. Diğeri de atletizm zaten, güzel bir iki smacı var belki görmüşsünüzdür. Rotasyonlarını bolca övdüğümüz Sam Mitchell Lavine'i oyun kurucu pozisyonunda kullanarak defalarca Austin Rivers'a sahip bir takımın taraftarı olmak konusunda empati yapmamızı sağlamış olsa da Rubio'nun yanında oynayan bir Lavine Rivers'ın aksine aniden verimli bir Nba oyuncusuna dönüşüyor. Oyunu asla yönetmemesi gereken bir oyuncu değil Lavine hatta üçüncü belki ikinci yönlendirici olarak çok değerli olabilecek bir parça. İyi bir şutör ve fena olmayan penetre yeteneklerine sahip ki bu da onu Timberwolves'un gelecek planları için değerli kılıyor. 

Gorgui Dieng

Dieng zaman zaman Mitchell'ın rotasyonlarının kurbanı olsa da lige girişi sonrası beklentilerin aksine savunmada değil de hücumda iyi katkılar verebilecek bir yedek uzun olabileceğini göstermeye devam ediyor. Pas ve orta mesafe tehtidi sayesinde Towns ile fena olmayan bir ikili olmuş olsa da uzun vadede yedek uzun rolüne kayması takım için daha hayırlı olacaktır çünkü Towns'ın yeteneklerini maksimize edebilecek başka uzunlar bulmak mümkün.

Shabazz Muhammad

Ligin marjinal ama belki işe yarayabilecek oyuncularından biri olabileceğini düşünüyordum geçen sezon fakat maalesef yeterince iyi bir oyuncu değil. Kötü şutör, özel bir penetre yeteneği yok, pas yeteneği düşük, vasat savunmacı ve sağ elini neredeyse kullanamıyor. İyi bir post skoreri ve hücum ribaundu avcısı da olsa bunlar yüksek hedefli bir takımın yedek kısa forvetinde olmasını istediği özellikler değil pek. İyi bir savunmacı ve 20 santim daha uzun olsa Cleveland'tan maksimum kontrat alabilirdi belki ama hayat herkesin yüzüne gülmüyor. 

Tayshaun Prince

Nba kariyeri çoktan bitmiş olsa da çekleri toplamaya devam ediyor. Kazanma ihtimali olmayan bir sezonda genç oyunculara ne öğretse kafi mentalitesiyle takıma eklenmiş bir oyuncuydu zaten kimsenin oynama süresini çalmadığı sürece pek zararı yok.

Kevin Garnett

Fiziksel olarak Garnett basketbolu bırakmamış olsa da vücudu bıraktı artık ama inanılmaz savunma bilgisi ölene kadar onunla kalacak büyük ihtimalle çünkü vücudu her ne kadar yetersiz olsa da istatistiksel olarak takımın en iyi savunma beşlerinin neredeyse hepsinde Garnett'in adının olması tesadüf değil.

Nemanja Bjelica

Önceki sezonu Fenerbahçe'de geçirmiş olmasından dolayı kıskançlık içinde izlerken Nba'e geçiş yapacağının haberiyle kıskançlık yerini heyecana ve hayallere bırakmıştı. Avrupa şampiyonasıyla birlikte tavan yapan heyecan gerçek hayatın acımasızlığıyla son buldu ve Avrupa'dan Nba'e geçişin neden çok zor olduğunun üzerinden bir kez daha geçmek istercesine bir sezon geçirdi Nemanja Amerika'da. İlk sakatlığını yaşayana kadar iyi şut yüzdesiyle, genel toplamda da fena olmayan bir yüzdeyle oynasa da sahada kaldığı dakikaları değerli kılabilecek pek fazla şey gösteremedi. Vaktinin çoğunu ikinci beşlerle geçirmesine rağmen savunmada yükümlülük halinde. Saha görüşü, oyun bilgisi ve şut yeteneğinin parıltılarını zaman zaman gösterip kısa süreler için bizim Diaw'ımız mı olacak acaba diye heyecanlandırsa da oyun tarzının değişmesi ve çok fazla düşen takım içi rolüne adapte olabileceğinin sinyallerini pek göremedim. Tabii henüz umudu kesmek için de çok erken. En azından bir sene daha izleyip öyle değerlendirmek gerek.

Tyus Jones

Lise kariyerinden dolayı ufak çaplı bir Minnesota efsanesi ve NCAA şampiyonu olarak takıma katıldı fakat takımın diğer çaylağı için söylenebilecek her şeyin tam tersi kendisi için geçerli sanırım. Takımın en kötü savunmacısı, Rubio'dan bile kötü şutör ve çoğu zaman sahada ne yaptığı hakkında bir fikri yok büyük ihtimalle. Ama henüz 20 yaşına bile girmemiş bir oyuncu olduğunu düşünürsek bekleyip oyununu ne kadar geliştirebileceğini görmek lazım.



Nikola Pekovic

Takımdaki en sevdiğim ve en güzel karakterli oyunculardan biri olmasına rağmen sanırım sakatlıklar kariyerinin sonuna geldi. Bu sezon neredeyse hiç oynamadığı için yazmaya değer pek bir şey yok fakat serbest atış çizgisine geldiğinde çalan Godfather tema müziğini özlemeyeceğini söyleyen yalancıdır. 


Greg Smith, Adreian Payne, Damjan Rudej

Herkes için tek tek yazdıktan sonra üç oyuncuyu bir araya toplamak biraz üzücü ama roster filler oldukları için özel olarak yazacak pek bir şey yok. Tek söylemek istediğim: Allah belanı versin Adreian Payne. Evan Turner'la birlikte ligde en sevmediğim oyuncu ve takım bu adam için ilk tur draft hakkını verdi. 

Friday, October 2, 2015

Altüst


Golden State Warriors (60.5): Üst. 67 galibiyet alan ve ligin en iyi basketbolunu oynayan takımdan sadece David Lee eksildi. İlk beşin dört oyuncusu 27, üç oyuncusu 25 yaşının altında ve hepsi gelişmeye devam etme potansiyeli olan oyuncular. Şampiyonluğun ve ligi ilk sırada bitirmenin favorisi olarak 61 galibiyet alamamaları şaşırtıcı olur.

San Antonio Spurs (58.5): Alt. LMA ve West eklemeleriyle çok uzun süre sonra ilk kez offseason süksesi yapmış olsalar da Splitter, CoJo, Baynes gibi savunmada ön plana çıkabilen oyuncuların yerini dolduramadılar. Duncan, Kawhi ve Green dışında ortalama üstü savunmacı kalmadı gibi şu an takımda. Normal sezon bittiğinde 40 yaşına girecek tek ayağı olmayan Duncan'a bu kadar bel bağlayan savunmaya sahip olmaları 59 galibiyet alma ihtimallerini düşürüyor.

Oklahoma City Thunder (57.5): Üst. Kevin Durant ve Westbrook'un aynı anda sağlıklı olduğu son dört sezondaki en kötü sezonlarında 55 galibiyet almışlar. Ligin en iyi 6-7 oyuncusundan ikisine ve en iyi 4-5 uzun savunmacısından birine sahip takıma derinlik artı hücum spesyalisti koç eklediler. Dion ve Enes'e rağmen kolay şekilde baremi aşıp Warriors'u da zorlayacaklar gibi.

Cleveland Cavaliers (56.5): Alt. Hala Doğu'nun en iyi takımı ve favorisi olmalarına rağmen sezona Kyrie, Love ve Shumpert olmadan girecekler. Playoffta Love ve Kyrie olmadan oynamayı öğrenmiş gibi göründüler ama dişe dokunur rakipleri olmayan Doğu'da aynı tutkuyla normal sezon oynamaları imkansıza yakın.

Los Angeles Clippers (56.5): Üst. Geçen sezonun en iyi ilk beşine sahip takıma Lance, Pierce ve Josh Smith'i eklediler. Savunma konusunda önemli yükseliş yapamamış olsalar da 7 oyuncuyla Spurs'ü eleyen kadroya derinlik eklemek ligin en iyi hücum takımının 57 galibiyet kazanmasına yeter de artar gibi.

Houston Rockets (54.5): Üst. Yarısını Howard'sız, son çeyreğini Beverley ve Motheijunas'sız geçirdikleri sezonda Batı ikincisi olan takıma çer çöp karşılığında saha dışı sorunları da olsa Ty Lawson'ı eklediler. Batı'nın korkunç 2-5 sıralama savaşında herhangi bir noktada bitirebilirler ama 55 galibiyeti geçmeleri kolay olacaktır.

Memphis Grizzlies (50.5): Üst. Batı'nın tepesinin şaka seviyesindeki gücünden dolayı alt taraftaki takımların daha az galibiyet alacak gibi olsa da Dallas'ın Southwest yarışından net şekilde düşmüş olması dört yıldır en kötü sezonu 50 galibiyet seviyesinde olan Memphis'i büyük ihtimalle etkilemeyecek.

Atlanta Hawks (49.5): Üst. Takımın en iyi savunmacısı DeMarre ayrılmış olsa da yüzde sekseni üç yıldır birlikte oynayan, üçüncü uzun olarak şut atamayan stretch big Antic'ten Spurs'de sisteme aşina olan Splitter'a yükselmiş takım için Doğu'da 50 galibiyet kazanamamak şaşırtıcı olur.

Chicago Bulls (49.5): Alt. Şu ana kadarki en zor seçim sanırım. Jimmy Butler Paul George 2.0 çekip süperstarlığın kıyısına kadar çıkmazsa Noah 2013, Rose 2011 seviyesinde oyun oynamadıkça işleri zor. Tabi Hoiberg çıkıp Thibs cidden bu takımın tavanını çok alçakta tutmuş dedirtecek kadar başarılı olmazsa. Çok fazla "eğer"li bi denkleme sahip oldukları için alt daha mantıklı hala.


New Orleans Pelicans (47.5): Üst. Dördüncü sezonuna giren yaratık ve yazın en iyi hamlelerinden olarak gösterilen Gentry geçen sezonki takıma üç galibiyet ekleyemeyecekse kapatsınlar takımı. Araya sıkıştırayım: Ömer'e verdikleri kontrat Enes'in aldığı kontrattan kötü maalesef.

Washington Wizards (45.5): Üst. Playofflarda oynadıkları oyundan vazgeçmedikleri sürece Doğu ikinciliği adayım Wizards. Uzun rotasyonlarının darlığından dolayı isteseler de vazgeçemeyebilirler zaten. Erken MIP tahminim Beal da beklediğim gibi seviye atlayabilirse Cleveland'a ufak bir tehdit olarak sahne alabilirler.

Miami Heat (45.5): Üst. Draftın en büyük 'steal'ını gerçekleştirip kağıt üzerinde ligdeki her takıma karşı rekabet edebilecek seviyede oyunculardan oluşan kadroları var fakat sezonun ikinci ayında ana rotasyondan beş kişi sakat olursa da kimse şaşırmayacaktır. Yine de sakatlık konusunda neredeyse her takıma optimist yaklaştığım için Miami baremi aşar diyorum.

Toronto Raptors (45.5): Üst. İyi normal sezon kötü playoff takımı geyiğinin vücut bulmuş haliydi geçen sene Toronto. Offseasonda rezalet savunmalarına katkı yapabilecek önemli parçalar eklediler. Sezon içerisinde belirlenmesi gereken çok fazla rol eklendi takıma fakat hiçbiri sivrilerek takım yapısına zarar verebilecek profilde oyuncular olmadığı için en az geçen sezon kadar iyi olmalarını bekliyorum.

Milwaukee Bucks (43.5) Alt. Hala anlam veremediğim Knight-MCW takası sonrası ligin son çeyreğini 9-16 gibi rezil bir yüzdeyle bitirerek 41 galibiyet almışlardı geçen sezon. Sezon boyunca en büyük iki sorunu pota savunucusu ve istikrarlı dış skorer bulamamak olan kadrolarına da kağıt üzerinde iki konuda da net katkı vermesi zor gözüken oyuncularla güçlendirmeye çalıştılar. Potansiyelleri hala çok yüksek olsa da kadronun şutör eksikliği ve pivot pozisyonunda uzun süre bulacak Greg Monroe pek iç açıcı bir plan değil gibi.

Boston Celtics (42.5) Alt. Brad Stevens'ın hakkını yememekle birlikte geçen sezondaki beklenmedik başarılarında sezon sonundaki fikstür şansları ve diğer rakiplerin yoğun sakatlıkları göz ardı ediliyor gibi geliyor. Bu sezon aksini kanıtlamak için bolca şansları olacak fakat o zamana kadar %50 üzeri galibiyet yüzdesi beklemek fazla iyimser.

Indiana Pacers (42.5) Alt. Şampiyonluk umudu olan kadrodan düşüşleri çok ani olmasına rağmen takım karakteriyle bir nebze olsun yumuşak bir iniş yapmayı başardılar fakat sezona başlangıç planlarının takım karakterinin değişimi(takım tarafından yüksek tempo takımına geçiş yapılacağı söyleniyor) ve Paul George'u ilk beşte dört numara olarak başlatma fikri içermesi kazanılması zor bir kumar.

Utah Jazz (40.5) Üst. Exum'un moral bozucu sakatlığına ve kadronun gard sıkıntılarına rağmen 41 galibiyet geçen sezonu en iyi kapatan takımlardan biri olan ve Batı sekizinciliği için favori olan takım için kolay bir rakam olarak görünüyor.

Dallas Mavericks (38.5) Alt. Sezona en iyi ilk beş oyuncusu 38 yaşındaki Nowitzki olarak girecek takım için fazla yüksek bir barem. İlk 7 sıradan seçmedikleri sürece draft haklarının da gideceği düşünülürse yapabilseler bile baremi geçmeyebilirler.

Phoenix Suns (36.5) Üst. Son iki sezonu "şerefsiz playofflar sizin olsun, şerefli dokuzunculuklar bizim" mottosuyla kapatan Phoenix yine sekizincilik yarışına underdog olarak giriyor. Yaz boyunca Markieff konusunda yaşadığı sıkıntılar sezon içinde tekrar ortaya çıkma potansiyeli barındırsa da Batı 8-10 potasında kalıp baremi aşmaları olası.

Detroit Pistons (33.5) Üst. Geçen sezon 5-23 başladıkları sezonu 32 galibiyetle bitirdiler. Reggie Jackson'a verdikleri kontrat tartışılsa da yaptıkları bütün hamleler Stan Van Gundy Orlando'suna birer adım daha yaklaşmalarını sağladı, her ne kadar Ersan ve Marcus Morris Rashard Lewis ya da Ryan Anderson seviyesinde şütörler olmasa da. Doğu'nun bu sezon kesin olarak Batı'dan daha iyi olacağını söyleyebileceğim tek alan olan sekizincilik yarışı için şimdilik favorim.



Charlotte Hornets (32.5) Alt. Lig genelinde hakkında en az bilgiye sahip olduğum takım olduğu için net bir şey söyleyemiyorum ama Kaminsky-Big Al-Hawes uzun rotasyonu alt dememi istiyor gibi.

Orlando Magic (32.5) Alt. Ligin sevilmesi en kolay takımı Orlando oyuncularının bütün potansiyeline rağmen son iki sezonda henüz bir sıçrama yapabileceklerine dair işaret veremediler. Yine de Scott Skiles eklemesiyle birlikte zaten kötü durumda olmayan savunmalarını üst seviyeye çıkarabilirseler bir şansları olabilir.

New York Knicks (31.5) Üst. Offseasonda yüksek profilli isimler tarafından reddedilip yine bir sürü şakalara maruz kalsalar da radar altından yaptıkları hamlelerle ligin en büyük şakası durumundan kurtulup playoff için mücadele edebilecek seviyeye geldiler. Carmelo'nun sağlığı takımın bütün umutları için hayati önem taşısa da şimdilik o konuda endişelenecek bir durum görünmüyor.

Sacramento Kings (30.5) Üst. Kadroda düzen içindeki bir çok takımı bozabilecek kadar değişiklik yapmış olsalar da düzen ve Kings kelimeleri uzun zamandır yan yana gelmediği için takımın toplam yetenek seviyesi 31 galibiyet için yeterli gibi görünüyor.

Los Angeles Lakers (29.5) Alt. Kadroyu güçlendirmiş olsalar da hala en iyi ihtimalle ancak Batı'nın 11. takımı olabilirler gibi geliyor. Bunda temel etmenler Shaw, Kobe'nin oynarken inadının, oynamazken maaşının kadroyu kısıtlaması ve son olarak Batı Konferansında olmaları.

Brooklyn Nets (28.5) Alt. Jarret Jack dışında point guardları yok. Dolayısıyla Joe Johnson'ın medya gününde söylediği söz dışında hakkında çok fazla konuşabilecek bir şey de kalmıyor. "It's not that bad here."

Portland Trailblazers (26.5) Üst. Damian Lillard dışında bütün ilk beş oyuncularını kaybetmiş olsalar da gerek Lillard gerek de koç Stotts'un hücumdaki başarısı sayesinde anlamlı ya da anlamsız galibiyetlerle bir şekilde 26 barajını geçebilirler.

Denver Nuggets (26.5) Alt. Mudiay'den beklentilerin çok büyük olmasına ve ironik olarak gayet iyi iş çıkardığı Sacramento'dan kovulan Michael Malone'u sevmeme rağmen Ty Lawson'ın kaybı belki de çaylak Magic Johnson seviyesi dışında hiçbir çaylağın dolduramayacağı kadar büyük bir boşluk yaratacaktır.

Minnesota Timberwolves (25.5) Alt. Son iki draftın en büyük potansiyelini seçmiş, ek olarak da en az dört tane daha her yerinden potansiyel fışkıran oyuncuya sahip olsalar da potansiyel maç kazandırmıyor. Minnesota yönetimi de anlamsız galibiyetleri potansiyel gelişimine değişmeye niyetli olmadığını gayet net şekilde belirtti.

Philadelphia Sixers (20.5) Alt. Hala ligin en kötü takımı durumundalar. Geçen sezonu Nba tarihinin en kötü hücum takımlarından biri olarak tamamladılar. Bu sezon da ligin en kötü hücumuna sahip olmaları muhtemel. Okafor gibi önemli bir post skoreri eklemesi yapmış olsalar da hala ona yardımcı olabilecek kadar şut güçleri yok ve Jahlil hala 19 yaşında bir çaylak.

Tuesday, April 14, 2015

Ödül Tahmin

Playoffların başlamasına dört gün kaldı sadece ama bracket beklemeye gücüm kalmadı bari ödül tahmini yapayım.


MVP: Steph (Steph)

DPOY: Bogut (Draymond)

MIP: Butler (Butler)

6thMOY: İsiah (Lou Williams)

ROY: Wiggins (Wiggins)

COY: Budenholzer (Budenholzer)

Executive of the Year: şaka lan

*Ödül: Benim oyum (Ödülü alacak kişi tahmini)

All-Nba First Team: Curry-Harden-LeBron-Davis-Marc

All-Nba Second Team: Russ-Cp3-LMA-Pau-Demarcus

All-NBA Third Team: Wall-Klay-Kawhi-Duncan-Horford

Honoroble mentions(yok artık): Wade, Butler, Millsap, Kyrie

All-Defensive First Team: Cp3(sanırım?)-T.Allen-Kawhi-Draymond-Bogut

All-Defensive Second Team: Elfrid(hiç fikrim yok)-Butler-Duncan-Ibaka-Gobert

All-Rookie First Team: Elfrid-Clarkson-Wiggins-Miro-Noel

All-Rookie Second Team: bunu seçmesek daha iyi Tarik Black falan girebilir.

Tuesday, January 27, 2015

Rastgele Çeviriler #3 | Şarap Mahzeni

Başlamadan önce Lappapa Blog'da kitabın başından itibaren çevirilen bazı kısımlar var şurada. Benim çevirdiğim bölümde sıklıkla bahsedildiği için 4 numaralı "Sır" bölümünü okumanızı tavsiye ederim. 


Yapboz parçalarını birleştirmenin zamanı geldi.

Bu yapboz Marslı istilacıların gelişinden sonra oluşuyor. Diyelim ki basketbol oynayan uzaylılar dünyaya indi ve Bağımsızlık Günü’nde olduğu gibi bir şeyleri patlatıyorlar ve bize dünyanın kontrolü için yedi maçlık bir basketbol serisinde meydan okuyorlar. Yine diyelim ki, Lost’taki zaman makinesine sahibiz ve Sarrah Conner gibi zamanda yolculuk yapıp 1946-2009 arasında oynamış NBA efsanelerinden istediğimiz on iki tanesini günümüze getirip Finallerin Finali öncesinde sekiz hafta birlikte idman yaptırma hakkımız var. Kazanmamız gerek yoksa Dünya yok olacak. Hangi on iki oyuncuyu seçerdiniz?

Eğer bu kitaptan, “Simmons kendi kitabını düzenleyemiyor” ve “Rick Barry’nin 1975-76 sezonunda Burt Reynolds’vari peruk giydiği” dışında bir şey öğrendiyseniz, umuyorum ve dua ediyorum ki o şey gelmiş geçmiş en iyi on iki oyuncuyu seçmek yerine birbirini en iyi şekilde tamamlayan on iki kişiyi seçmeniz gerektiğidir... değil mi? (Lütfen onaylayın. Teşekkür ederim.) Bir basketbol takımı istiyorsunuz. Sır’ı* anlayan bir grup. Düzgün kişilikleri ve yetenekleriyle hiçbir aşırı oyuncunun meydan okumaya yeltenemeyeceği bir grup. Kritik anlar için bir lideri ve bir sorgulanamaz dominant karakter. Limitli rollerini kabullenen ve kaç dakika oynadığını sorun etmeyen yedek oyuncular. Boy, stil ve atletizim çeşitliliğiyle esnek bir kadro. Forma ve poster satabilmek için en az 4 beyaz oyuncu. (Uups, burda batırdım, ‘92 Dream Team kurulurkenki mantıkla düşünüyordum. Bunu karalayın.) İdeal bir dünyada en iyi on iki oyuncumuz sadece birbiriyle uyum sağlamayı ve kazanmayı umursar.

Takımın ismini Şarap Mahzeni Takımı koyuyorum çünkü: Ne zaman birileri tüm zamanların en iyi kadrosunu yapmak istese genellikle rastgele isimler seçiyorlar. Ben Bird, Magic, Jordan, Kareem, Lebron seçerdim. Ama bunun bi anlamı var mı? Beyzbol öncesi mi yoksa beyzbol sonrası Jordan’ı mı seviyorsunuz? Dominant Magic mi yoksa bencil olmayan Magic mi? Daha fazla bilgiye ihtiyacım var. Şarap gurmesi gibi düşünün kendinizi oyuncuları da şarap markası olarak değil de dönemsel özel şaraplar olarak. Herhangi bir şarap uzmanına son yetmiş beş yılda üretilmiş favori şaraplarını sorarsanız “Mouton-Rothschild, Lafite, Haut Brion, Latour...” demezler, “ '59 Mouton-Rothschild, '53 Lafite, '82 Haut-Brion, '61 Latour” derler. Eğer bir uzmanı biraz gaza getirip “Sana beş yemek menüsü vereceğim ve sen de bana her menüyle iki tane olmak üzere en iyi on şarabı seçeceksin” diye meydan okursanız mutlulukla kabul ederler. Şarap uzmanı olmak böyle bir şeydir. Sadece markaları bilmek değil, üretim yıllarını ve hangi yemeklerle daha güzel gideceğini bilmek önemlidir. Bu kararları verebilmek için çok uzun zaman harcayacaktır.(1)

Basketbola benzemiyor mu? Asıl önemli olan yıllar. Bird’ü izlemeye bayılıyordum ama '86 model Bird’ü izlemeye gerçekten bayılıyordum. Neden mi? Takım arkadaşları '86’da zirveye ulaştılar ve oyunundaki başka şekilde ortaya çıkarılamayacak özellikleri  keşfetti. Kariyer yılının şans üzerine ve zamanın denk gelmesiyle ilgili olduğunu söyleyebilirsiniz. Örneğin şarapları özel kılan belirleyici etmenler de şans ve zamanlamayla alakalı olabiliyor. Mesela 1947’de Fransa’da yazın normalden çok daha fazla sıcak olması şarapları daha ağır ve daha az asitli yapmıştır. Bu sayede '47 Cheval Blank özel bir şarap ve üretilmiş en güzel şarap olmuştur... bilirsiniz, '77 Bill Walton gibi. Tabi her karar bu kadar kolay değil. Mouton-Rothschild şarabı 1953, 1959 ve 1961 yıllarında kaliteli ürünler vermiştir... bilirsiniz, tıpkı Magic’in '82, '85 ve '87’de yaptığı gibi. Şarap uzmanları en iyi Mouton-Rothschild hakkında karşıt görüşlerde olabiliyor, tıpkı bizim hangi Magic’in daha iyi olduğu hakkında farkı düşünebileceğimiz gibi. En skorer sezonunu '87 yılında gerçekleştirmişti ama bir şişe Jordan('92 ya da '96) ve bir şişe '86 Bird almışken ve kesinlikle birkaç tane daha skorer alacakken Şarap Mahzeni Takımı’mda yeterince skor gücü bulunuyor.  Neden skorer Magic’i seçeyim ki? Neden bencilliğin zıt anlamı olan '85 Magic’i seçmeyeyim? Hatta altıncı oyuncu olarak daha genç, daha iyi savunma yapan, ve dört poizisyonda oynayabilen ve triple-double’a yakın istatistikler yapabilecek kadar yetenekli '82 Magic’i seçebilirim.

Yani gerçekten Şarap Mahzeni Takımı’nı yapboz gibi yaptım. Kararlarımı da üç temel kuralla verdim:
1.    Sadece canlı gözle izlediğimi hatırlayabildiğim oyuncuları seçeceğim. Bu da ABA-NBA dönemini çıkarıp bize 1977-2009 arası dönemi bırakıyor. (2)
2.    Gelmiş geçmiş en iyi basketbol takımını ('86 Celtics) olabildiğince taklit et. Takımdaki oyuncuların yetenekleri olarak değil ama bencil olmamak ve esnek olmak konularında.
3.    Bencil olmamak + karakter + savunma + ribaund + MJ formülü, iki buçuk metrelik pivotları olmadığı sürece Marslıları sahadan kaçırmaya yetecektir.  (3)

Bunlardan sonra aşağıdaki özelliklere uyan takımda olmak zorunda olan oyuncuların listesini çıkardım. O özellikler: kesinlikle bencil olmayacak, mükemmel takım arkadaşı olacak, takım arkadaşlarının oyununu yükseltmekten zevk alacak, inanılmaz derecede yüksek basketbol IQ’su olacak ve Sır’ı tamamen benimsemiş olacak. Bu özelliklerin hepsine sahip üç oyuncu var.

'86 Larry Bird
25.8 MBS, 9.3 MBR, 8.2 MBA, 2.1MBATÇ, 51-93-41 şut yüzdeleri (18 playoff maçı)

Ona yetenekli takım arkadaşları verin ve üçlük atan, kendinden kısa oyuncuları postta ezen, savunmaların arasından sıyrılan, herkesi daha iyi duruma getiren ve gerektiği zaman işleri ele alacak biri olarak kendini yeniden keşfetsin. Mike Fratello 1988 All-Star maçında Dominique ve Jordan’ın toplam altmış dokuz sayı attığı ve Bird’in altı sayı attığı maçtan sonra Bird’ün iyi takım arkadaşlarıyla daha iyi olduğunu şöyle özetlemişti: “Michael iyi oynadı, Dominique de iyi oynadı ama benim için asıl etkileyici olan Larry Bird’ün kendini geri planda çekişiydi. Larry Bird bugün birçok insanın fark edemeyeceği bir şeyi gösterdi bugün. Bir koçun bakış açısıyla onun yaptıklarına bayılmamak mümkün değil. Bir kaç tane kritik top çalıp, istikrarlı olarak savunmaya döndü ve rakibin yaklaşık beş tane hızlı hücum fırsatını bozdu. Bana göre o oyunun müfettişi gibi. Takımının neye ihtiyacı olduğunu tespit  ediyor ve hemen o konu hakkında bir şeyler yapıyor.” Evet bir tane müfettişe ihtiyacımız var ve bu Bird olacak.

'93 Tim Duncan
Playoff’lar: 24.7 MBS, 15.4 MBR, 5.3 MBA, 3.3 MBB, 53-67 şut yüzdeleri (24 maç)

Gelmiş geçmiş en iyi uzun forvet, ikili sıkıştırmaların kumandanı, muazzam takım arkadaşı, kısa beşle oynadığımız zaman pivot oynayabilecek kapasitede. İstediğimiz her şeye uyuyor. '86 McHale’in gelişmiş versiyonu.

'85 Magic Johnson
Playoff’lar: 17.5 MBS, 7.1 MBR, 15.2 MBA,  51-85 şut yüzdeleri (19 maç)

Mouton-Rothschild paragrafında bahsettiğim her özelliği kapsıyor. Bird gibi o da diğerlerini daha iyi yapmak için yaşıyor.

Takımın üç kişilik temeli bu şekilde ve yanlarında Jordan. Ama hangi Jordan? 1991’de atletik ve istatistiksel olarak tavan yaptı, 1992’de özgüven konusunda tavan yaptı, 1993’te rekabetçilik ve kazanan oyuncu olmak konularında tavan yaptı... ama bu üç Jordan yılı çok fazla rekabetçiydi. Dünyanın kurtuluşu söz konusu olsa bile bu onu belli takım arkadaşlarının özgüvenlerini zedelemeye çalışmaktan alıkoyamayabilir( antrenmanda Kobe ya da LeBron’la karşı karşıya olduğunu hayal edin) ve kendi üstünlüğünü ispatlamak için her antrenmanı savaş alanına çevirebilir. '96 Jordan’ı tercih etmez miydiniz? Beyzbol arasıyla birlikte mütevazileşmiş, yeteneklerinin daha fazla farkında olan, daha anlayışlı ve destekleyici bir takım arkadaşı, en az eskisi kadar rekabetçi ve aç, daha az atletik ama daha efektif, kendi sınırlarını daha iyi bilen, Sır’ı tamamıyla anlamış biri. Hmmmm. Şöyle yapalım.

'92 Michael Jordan
Playoff’lar: 34.5 MBS, 6.2 MBR, 5.8 MBA, 50-86-39 şut yüzdeleri (22 maç) (4)

Şöyle açıklayayım: beyzbol öncesi MJ sadece boktan takım arkadaşlarıyla birlikte oynamak konusunda sorun yaşadı. Şarap Mahzeni Takımı’nda Brad Sellers ve Will Perdue’yla birlikte oynamayacak. Sorun çıkarmayacaktır. Dream Team’le birlikte sorun çıkarmadıysa kurulmuş en iyi takımla da sorun çıkarmayacaktır. En iyi skorerimizin ikinci şampiyonluğu sonrasında ve yeteneklerinin zirvesindeki bir dönemden sonra istiyoruz. '86 Celtics ekolünden devam edecek olursak, Danny Ainge yerine Jordan olsaydı neler olabilirdi bir hayal edin. Ve aynı zamanda Marslılar tarafından yıkılan şehirlerimizi yenileyebilmek için basketbol aşıklarına Jordan’ın sekiz hafta boyunca idmanlarda genç LeBron, genç Wade ya da Kobe’yle gireceği mücadeleleri satıp para kazanabiliriz. (5)

Pivot pozisyonu için dünyanın geleceği hatrına kin tutmaktan vazgeçiyorum. Kesinlikle ihtiyacım olan iki şey var. Sky-hook ve Kareem. Sır’ı kabullenmesi hakkındaki bütün şüphelerim 1980’de Sports Illustrated’ta yayınlanan yazıda zorlayıcı migren hastalığına rağmen oynamaya devam etme kararını “Bu adamlar benim takım arkadaşım, ama aynı zamanda da arkadaşım. Bana ihtiyaçları var.” şeklinde açıkladığında bitti. Evet! Russel’ın söyleyebileceği bir şey gibi geliyor kulağa. Yine de...

'77 Kareem Abdul-Jabbar
Playoff’lar: 34.6 MBS, 17.7 MBR, 4.1 MBA, 61-73 şut yüzdeleri (11 maç)

İlk beşimiz bu şekilde oluşuyor: '86 Bird, '03 Duncan, '85 Magic, '92 Jordan ve '77 Kareem. Bunlardan daha iyi bir beş oluşturamazsınız. Beş tane yedeğimiz de onları olabilecek her yönden tamamlayıcı olmalı (aynı zamanda Sır’ı da benimsemeli tabii ki).

'86 Kevin  McHale
Playoff’lar: 24.9 MBS, 8.6 MBR, 2.7 MBA, 2.4 MBB, 58-79 şut yüzdeleri (18 maç)

Gelmiş geçmiş en verimli alçak post skoreri. McHale oyuna girer ve onu postta kullanırız, on pozisyonun altısında sayı atar. Faul atışlarını saymıyorum bile. Diğer taraftan 1.90-2.20 arası oyuncuları savunabilir, uzun forvet ya da pivot oynayabilir ve herhangi bir sisteme uyum sağlayabilir. Marslılar Mchale’e özel savunma yapmak zorunda kalacaklar. Aslında, vücuduna bakıp onu uzaylı da zannedebilirler.

'92 Scottie Pippen
Playoff’lar: 19.5 MBS, 8.8 MBR, 6.7 MBA, 47-76 şut yüzdeleri (22 maç)

Gelmiş geçmiş en iyi bire-bir savunmacı, dünya klasında atlet ve forvet ve gard pozisyonlarında hatta oyun kurucu forvet olarak oynayabilen bir oyuncu. Marslılar’dan biri fazla ısınırsa Jordan ya da Pipen’ı üstüne salarım. Ayrıca yaklaşık on beş paragraf sonra bahsedeceğim dünyanızı sarsacak Ölümcül Pres için ona ihtiyacımız var.

'77 Bill Walton
Playoff’lar: 18.2 MBS 15.2 MBR 5.5 MBA 3.4 MBB, 51-69 şut yüzdeleri (19 maç)

Modern pivotların hiçbirinin takım arkadaşları üzerinde onun kadar etkisi olmadı. Ribaundçu, blokçu, pasör ve biraraya gelmiş en yetenekli takıma katılmaktan memnuniyet duyacak bir kombinasyona ihtiyacımız var. Ve 1986’da öğrendiğimiz gibi Walton tecrübesi düşük dozlarda daha etkili oluyor. (6)

'05 Ron Artest
Playoff’lar: (Oynamadı)

Şaka yapıyorum. Yıldızlararası savaş başlatırdı. MJ’in yedeğine ihtiyacımız var. Kim olabilir...

'01 Kobe Bryant
Playoff’lar: 29.4 MBS, 7.3 MBR, 6.1 MBA, 47-82-32 şut yüzdeleri (16 maç)

İyi senaryo: genç Kobe Jordan’ın asistanı olarak sağlam bir MJ taklidi ortaya koyar. Mantıklı geliyor çünkü hem toyluğunu atmış yaşta hem de hiyerarşideki yerini kabullenebilecek kadar genç. Maç başına 15 dakika oynayıp savunmada kendini yırtmasını ve antrenmanlarda Jordan’ı zorlamasını ve maçlarda da asistanı olmasını istesek genç Kobe büyük ihtimalle kabul eder. Yaşlı Kobe “Bir dakika, neden Michael Jordan’ın yedeği olacakmışım? Ben de en az onun kadar iyiyim!” diye düşünürdü. Bu yüzden genç Kobe’ye ihtiyacımız var.
Kötü senaryo: genç Kobe “Mj kadar iyi olduğumu kanıtlamalıyım” gazına gelip maçlarda şutları yollayıp antrenmanlarda da Jordan’a meydan okuyup işi artık ikisini rakip takımlara koyamayacağımız seviyeye getirebilir.
(Aslında, neden riske giriyorum ki? Şöyle yapsak olmaz mı?)

'09 Dwyane Wade
Normal sezon: 30.2 MBS, 7.7 MBA, 5.2 MBR, 2.2 MBTÇ, 49-77-32 şut yüzdeleri (79 maç)

Beş sebep var bunun için: (a) 2009 Wade Jordan’a en yakın izlenimi yaratan oyuncuydu; (b) 2008 Olimpiyatları’nda bençten gelip nasıl katkı verdiği unutulamaz; (c) takım kimyası hakkında sorun çıkarmaz; (d) gerektiği zaman oyun kurabilir; (e) Lakers taraftarları Kobe’yi takımın dışında bıraktığım için deliye dönecekler. Bu her açıdan kazan-kazan durumu. Üzgünüm Kobe.

'09 Chris Paul
Normal sezon: 22.9 MBS, 11.0 MBA, 5.5 MBR, 2.8 MBTÇ, 50-87-36 şut yüzdesi (77 maç)

Isiah’ın evrim geçirmiş hali ve Ölümcül Pres taktiğimizin ucuna koyabileceğimiz bir oyuncu ve Magic’e kusursuz bir yedek. Ufak gardları savunabilecek ve son 30 saniyede galibiyeti korurken topu kontrol edebilecek ve oyunu soğutacak bir oyuncu daha.
Son iki oyuncu için biraz lüks seçimler yapabiliriz.

'09 LeBron James
Normal sezon: 28.4 MBS, 7.6 MBR, 7.2 MBA, 1.69 MBTÇ, 49-78-34 şut yüzdeleri (82 maç)

Bu pozisyon için 1989 Dennis Rodman’ı düşünüyordum ama sonradan Oyuncular Sadece Bir Kere Büyük Problem Yaşayabilir kuralına uymadığını fark ettim (bir kereliğine kariyerinle ilgili büyük sorunlar yaşayabilirsin ama birden fazla olunca kalıcı olma ihtimali var). Teşekkür ederim almayayım. 2009 LeBron James bize kısa beşle oynama imkanı veriyor. Dört pozisyonda oynayabilen über bir atlet (1982 Magic gibi), Ölümcül Pres taktiğimizi sersemletici hale getirecek son parça ve mükemmel bir takım arkadaşı olmasının yanında aynı zamanda Bird’ün dakikaları için yarışacak kadar da rekabetçi. Şimdilik onu takıma 11. oyuncu olarak alıyorum çünkü olmasını beklediğimiz oyuncuya dönüşmesine hala iki üç yıl daha var. (7)

'01 Ray Allen
Playoff’lar: 25.1 MBS, 4.1 MBR, 6.0 MBA, 48-92-47 şut yüzdeleri (11 maç)

Üçlükçü ve maç sonu soğutucusu olarak Reggie Miller’ın önünde seçilmeye hak kazandı. Şu yüzdelere bir bakın! Şaka mı yapıyorsun?
Ve Şarap Mahzeni Takımı’nın son hali: '77 Kareem, '03 Duncan, '86 Bird, '92 Jordan, '85 Magic (ilk beş); '86 McHale, '92 Pippen, '09 Wade, '77 Walton, '09 LeBron, '09 Paul, '01 Allen (yedek). Bu on iki oyuncuyla sahip olduğumuz sistem çeşitliliğine bi bakın.

En iyi maç sonu dizilişi: Kareem, Bird, Duncan/McHale, Jordan, Magic.
Aynı zamanda şu seçenekler de mevcut: eğer McHale günündeyse Duncan yerine onu oynatabiliriz... eğer Bird-Magic ikilisi savunmada sıkıntı yaratıyorsa onların yerine Pippen-LeBron ya da Paul-Wade ikilisini oyuna alabiliriz... ya da kısa beşle oynamak istiyorsak Duncan-McHale ikilisinden birini pivot oynatıp LeBron ya da Wade’i Kareem’le değiştirebiliriz. Baskete ihtiyacımız olduğu zaman Jordan üzerinden ya da Bird-Kareem ikilisinden oynayabiliriz. Eğer ihtiyacımız olursa yüksek posttan bir oyun oynayabileceğimiz Duncan da var. Aynı zamanda her savunma ribaundunda hızlıca hücuma koşacak Magic, Bird, Duncan ve Jordan da var.

En iyi savunma dizilişi (uzun): McHale/Duncan/Kareem (iki tanesi), Pippen, Jordan, Wade/Paul.
Bu takım karşısında sayı atmalarına imkan yok. Nokta.

En iyi savunma dizilişi (kısa): McHale/Duncan, LeBron, Pippen, Jordan, Wade/Paul.
Nokta. (8)

En iyi hızlı hücum dizilişi: Walton/Duncan, Bird, LeBron/Pippen, Jordan/Wade, Magic/Paul.
Çok fazla seçeneğimiz var. Neredeyse takımdaki her oyuncuyu bu beşlerden birinde kullanabiliriz.

En iyi kısa beş dizilişi: LeBron, Pippen, Jordan, Wade, Paul.
Büyüleyici çünkü bu kadar kısa bir beşle tempoyu arttırıp savunmada tuzaklar kurarak çok başarılı olabiliriz('07 Warriors gibi). Kabul edin böyle bir beş oyuna girdiği zaman oturuşunuzu düzeltip dikkatinizi tamamen maça yönlendirirsiniz.

En iyi uzun beş dizilişi: Kareem, Walton/Duncan, McHale, LeBron/Pippen, Bird.
LeBron ya da Pippen oyun kurucu oynayacak. İkisini birlikte de oynatabilirsiniz ve 1986 Playoff’larında Walton, Parish, McHale, Bird ve DJ’in ortaliği dağıttığı gibi dağıtabilirsiniz. Doğrusunu söylemek gerekirse şu ana kadarki en beğendiğim diziliş bu oldu.

En iyi üçlük atan diziliş: LeBron, Bird, Jordan, Allen, Paul.
En beğenmediğim diziliş. Sadece iki tane ölümcül üçlükçüm var ki ben üç tane olmasını tercih ederdim(Steve Nash’e not: '96 Steve Kerr’ün daha iyi versiyonu olarak takıma seçilmeye çok yaklaşmıştın.) Diğer yandan elimde Ray Allen ve Larry Bird var. Durum o kadar da kötü değil.

En iyi serbest atış atan diziliş: Bird, Jordan, Paul, Magic, Allen.
Yüzde 85’in altında atan kimse yok ve iki tane yüzde 90 üzeri atan oyuncu var. Taktik faullere kalmış bir maçı kaybetme ihtimalimiz yok.

En keyifli diziliş: Walton, Bird, LeBron, Magic, Jordan.
Dört mükemmel pasör ve Jordan.  Başım döndü.

Ölümcül Pres: Duncan, LeBron, Pippen, Wade, Paul.
Bu fikri Malcolm Galdwell’e bir daha NBA takımı çalıştırırsa yedek kadrosunda beş tane iyi savunma oyuncusu seçip özel olarak antrenmanla tam kort baskı çalıştırıp her devre dört beş dakika bu şekilde oynamayı planladığını söyleyen Rick Pitino’dan aldım. Bu olayın asıl amacı rakibi yıpratmak, sindirmek ve rakip benç oyuncularını yorarak momentumu kendi lehine  çevirmek. Ve bu oyuncular bunu yapacaktır. Bu beş oyuncu aç çitalar gibi sana baskı yaparken topu yarısahaya getiren kişi olmak ister misiniz? (9)
Şimdi de takımın dakikalarının nasıl olacağına bakalım. Aklınızda bulunsun oyuncuların her dakika her şeylerini vererek oynamalarını istiyoruz.

İlk çeyrek. Jordan, Bird, Magic, Duncan, Kareem maça başlar. Altıncı dakikada McHale Duncan yerine girer. Çeyreğin bitimine üç dakika kala gelen zorunlu moladan sonra Paul-Wade-Pippen-McHale-Walton beşlisinin girme zamanı gelir.

İkinci çeyrek. Dört dakikalık ölümcül pres (Duncan-LeBron-Pippen-Wade-Paul). Sekiz dakika kala Walton, Bird, Magic ve Jordan oyuna girer ve uzun forvette LeBron’la birlikte “hassiktir, şu pas oyunlarına bakın” kısmı gelir. Son dört dakika Walton yerine Kareem, LeBron yerine McHale girer.

Üçüncü çeyrek. Aynı ilk beş. Altıncı dakikada Duncan yerine McHale ve Kareem yerine Walton. Üç dakika kala da Paul-Wade-LeBron-McHale-Walton beşi.

Dördüncü çeyrek. Dört dakikalık ölümcül pres. Sekiz dakika kala Jordan, Kareem, Bird, Magic ve McHale oyuna girer. Son dört dakikada Duncan’ı yeniden oyuna alırız. Tabii McHale oyundan çıkarılamayacak kadar iyi oynamıyorsa.

Dakika analizi: Jordan (34), Bird (34), Magic (34), Kareem (27), Duncan (24), McHale (20), LeBron (15), Wade(14), Walton (13), Pippen (11), Allen (0). (10)

(Marslıları mahvedeceğiz! Bizim evimize gelmemeniz gerekiyordu!) Dışarıda bırakmakta en çok zorlandıklarım: '92 Robinson, '01 Kobe, '89 Rodman, '06 Nash ve '96 Kerr (üçlük ve serbest atış yüzdesi), '79 Gervin (etkileyici hücum), '84 Bernard (aynı şekilde), '04 Garnett (LeBron’un yerine), '83 Toney(Wade’in yerine), '89 Dumars(savunma), '79 Moses (sadece ribaund için), '87 Barkley(LeBron’un pozisyonuna ama onunla pres yapamazdık), '87 Isiah (Paul’un yerine). (11) En zor seçimim mi? Bunu söylediğime inanamıyorum ama1 Rodman. Ölümcül Pres’imizde onu kullanabilirdik. Neyse.

Koç için '07 Gregg Popovich’i (mükemmel mizah anlayışı, daha önceden veteran oyuncularla başarı kazanmış biri) Phil Jackson ve Pat Riley den önde seçiyorum çünkü bu kadar iyi takımda onların tatlı motivasyon numaralarına gerek yok. ’06 Mike D’Antoni (hücum koçu), ’09 Mike Brown (tepeden oynanan ikili oyunları savunma ve doğru rotasyonları yapabilmek için), ’88 Rick Pitino (ölümcül pres taktiğimizi uygulayabilmek için), ’77 Willis Reed (uzun oyuncu koçu ve uzaylılardan biri saha kenarında kavga çıkarırsa oyuncularımızı koruası için). Ayırca ’84 Red Auerbach’a da takım başkanı olarak ihtiyacımız var çünkü kupayı kazandıktan sonra elinde kupayla soyunma odasına gelip alaycı bir şekilde “Duyduğuma göre uzaylılar çoğu konuda bizden daha iyilermiş.” (Kupayı kaldırır.) “İşte sizin daha iyi olduğunuz konu bu.” şeklinde konuşma yapacak birisi olmalı.

Red’den bahsederken aklıma geldi aynı kurallarla bu dönemin öncesinden bir takım oluşturmak istesek nasıl olurdu? Aynı atletizme-dolayısıyla yedek oyuncularla yapılacak prese de- sahip olamazdık aynı zamanda o zamanlar 6 metrenin dışından şut atan kimseler olmadığı için dış şut konusunda sorunlarımız olurdu. O yüzden bu takımı biraz daha farklı şekilde kurardım. Bi bakın.

İlk beş. ’74 Kareem (ana skorer); ’64 Russel (takımın lideri, blokçusu ve ribaundcusu olarak uzun forvette oynatırdım); ’72 Havlicek; ’66 West (yan sanayi MJ); ’64 Oscar (maestro). 1977 öncesi oynamış oyuncular arasında en modern beş seçimim bunlar olurdu.

Yedek. 1977 öncesi oyuncular stil olarak esnek değillerdi ve o zaman Duncan/KG tarzı oyuncular da olmadığı için boyları da daha kısaydı. O zaman ne yapacağız? ’61 Elgin, ’59 Cousy, ’62 Wilt, ’76 Doc, ve ’73 Cowens’la birlikte koşan bir takım olabilir diye düşündüm ama hiç dış tehtidleri yok ve savunmada rahatça ezilebilirler. Peki ya Wilt’i üzerlerine salıp bençi de oyna uygun düzenleyip ’67 Sixers ya da ’72 Lakers’ı olabildiğince taklit etsek nasıl olur? Wilt’le konuşup maçlara ilk beş başlamayacağını ve maç sonlarında sahada olmayacağını söyleriz. Ondan bütün istediğimizin devre başına altı dakika atabildiği kadar sayı atması olduğunu söyleriz. O sayı atar diğer oyuncular savunma yapar. Bu kadar. Kabul etmezse takıma almayız. Bence kabul edecektir. Sonrasında da ’67 Sixers’a olabildiğince yakın bir  benç oluştururuz. ’70 Frazier (Oscar’ın yedeği, artı maçlardan sonra Wilt’le birlikçe içecek biri); ’70 DeBusschere (ribaund, savunma ve uzun mesafe şutu); ’75 Barry (pas yeteneği, uzun mesafe şutu ve maç sonu oyunu soğutacak oyuncu); ’65 Sam Jones (bençten skor katkısı verebileceğini biliyoruz). Aynı zamanda Barry’i bir seri katil gibi herkesten uzak tutacağım ki takım arkadaşlarıyla herhangi bir etkileşim kurmasın. Hannibal Lecter’mış gibi muamele göstereceğiz ona: bir sedyeye bağlı ve yüzünde metal bir maske kaplı şekilde. Ona ihtiyacımız olduğu zaman idmanlara ve maçlara götürebilir. Kesinlikle işe yarayacaktır.

Diğer yedekler. ’75 McAdoo (uzun mesafe şut ve ihtiyacımız olursa diye uzun boylu biri); ’73 Maravich (üçlük spesyalisti, serbest atış, kopmuş maçları zevkli hale getirme).

Koç. ’65 Auerbach’ın ta kendisi. Sadece yedi oyun ve hızlandırılmış taktikler. İşleri eski usülde halledeceğiz.

Dışarıda kalanlar. ’70 Willis (sert bir oyuncu iyi olabilirdi); ’76 Doc (daha fazla skora ihtiyacımız yok); ’59 Cousy (kötü savunma ve şut zaafı); ’58 Petit (editörüm beni öldürebilirdi); ’76 Calvin Murphy (skorer, soğuk kanlı, boy avantajı); ’73 Cowens (enerji yaratabilecek oyuncu); ’94 Satch Sanders (Rodman’vari savunma oyuncusu); ’61 Elgin (malesef yer bulamadım onun için) En zor seçimler mi? Doc ve Elgin. Zaten yeterince skorerimiz var. Üzgünüm beyler.

Marslılarla kimin oynayacağını belirlemek için 1977 öncesi ve sonrası takım yedi maçlık seri oynasaydı nasıl olurdu? 1977 öncesi takımın herhangi bir şekilde Jordan’ı nasıl durdurabileceğini hayal bile edemiyorum, üstelik Magic’in sürekli Jerry West’in maç sonlarını daha iyi oynadığını söylemesi üzerine West’i sahadan silecektir. ‘77 sonrası takım  dört uzun oyuncuyla oynayıp Kareem ve Wilt ikilisini, ölümcül presle de Frazier/Jones ikilisini parçalayacaktır. ’77 sonrası takım önde olduğu maçta Kareem-McHale-Pippen-Jordan-Wade beşiyle oynayıp Kareem dışında ’77 öncesi takımın bütün oyuncularını kitleyebilirler. Kareem için de Russel’ı orta mesafe şutunu riske ederek boş bırakıp ikili sıkıştırma uygularla. ’77 öncesi takımın West-Maravich-McAdoo-Barry dörtlüsünü aynı anda oynatmadığı sürece üçlük çizgisinin dışından oyun oynaması çok zor ve ’77 sonrası takım bu takıma karşı Jordan-Wade-LeBron-Paul dörtlüsünü oynatıp Maravich’in savunma zaafının üzerine gidebilir. Her şeyi Oscar üzerinden oynamaya çalışırsalar da Pippen, LeBron ya da Wade’le savunabilirler. Bunların dışında Jordan’ı, Wade’i, hatta LeBron’u kim savunacak? ’77 öncesi takımın maç kazanmasına ihtimal bile vermiyorum.

Eğer iki dönemi birleştirmek istersek ’77 Walton yerine ’64 Russel, ’09 Wade yerine ’66 West ve ’09 LeBron yerine ’72 Havlicek’i alabilirim takıma ama en fazla bu kadar. Ama bu değişiklikleri yapmama gerek var mı diye sorarsanız Russel dışında gerek yok bence.


Şimdilik Şarap Mahzeni takımı böyle benim için. Bu kitabı 2009’un Nisan ortasında bitirdim. “Basketbolun İkinci Kitabı: Acil Paraya İhtiyacım Var”ı yazdığım zaman belki LeBron ve Paul, Bird ve Magic yerine ilk beşe yerleşir. Belki Kevin Durant, Ray Allen’ı takımın dışına iter. Belki Dwight Howard canavara dönüşüp Walton’un yerini alır. Belki LeBron 2012’de ’92 MJ’in yerine takım lideri olacak konuma gelir. Her şeye hazırlıklıyım. Basketbol hayranı biriyim ben. Sıradaki  sürprize her zaman hazırım. Gerçek mükemmelliklerin hangi köşelerin arkasında saklandığını asla bilemezsin. Sadece ortaya çıkmış olanları unutmadığınızdan emin olun.

Dipnotlar

*: Basit olarak açıklamak gerekirse Simmons Sır'ı bir basketbol takımının oyuncular arasındaki uyumun sağlanması ve bu sayede takımın daha üst seviyeye çıkarılması için anlaşılması gereken bir şey olduğunu söylüyor. 

"Sır" bölümünün Türkçe'ye çevirilmiş halini okumak isteyenler için: Lap Nation

1- Bu şarap guruluğu işini hiç anlamamışımdır. Çok subjektif bir olay, şarabın tadı kişiden kişiye değişiyorken saatlerce hangi şarabın daha iyi olduğu hakkında konuşmanın bi mantığı yok. İç ve çeneni kapa. Ispatlanması imkansız şeyleri ıspatlamak için salakça ve argümanlar üreten  ve çekilmez fikirlerini sürekli belirten bir insanla aynı odada kapalı kalmak kadar kötü bir şey yok. Tabi konu bu kitap değilse. O zaman sorun yok.
2- Çok fazla detay vermek istemiyorum ama oyuncuların o sezon bittiği andaki hallerini seçiyoruz.
3- Bilginiz olsun diye söylüyorum Finallerin Finali’ni biletli seyirciler önünde Madison Square Garden’da oynuyoruz. Rocky’nin Drogo’yla Yılbaşı gününde Rusya’da parasız dövüşmesi gibi bi hata yapmak istemiyorum. Eğer dünyanın geleceği tehlikedeyse bundan kar da elde etmeliyiz. Bu arada Finallerin Finali’nin sonunu Rocky 4’ün sonu gibi hayal ediyorum. Şarap Mahzeni Takımı ve Marslılar birbirlerine saygı duymaya başlarlar ve Magic Johnson taraftarlara şu şekilde seslenir: “Burada gördükleriniz 12 insanın ve 12 uzaylının birbirini öldürmesinden başka bir şey değil fakat on milyon kişinin ölmesinden iyidir” ve “Eğer Marslılar değişebilirse ve eğer insanlar değişebilirse, herkes değişebilir.”
4- Jordan’ın en değeri bilinmeyen playoff sezonu: Knicks’e karşı 7 acımasız fiziksel mücadele içinde geçen maç, mükemmel Cavs takımına karşı 6 zorlu mücadele ve korkutucu Blazers takımı karşısında 6 maç daha... ve bu maçların hiçbirinde en ufak bir an bile geri planda kalmadı.
5- ’92 MJ ve ’96 MJ arasındaki fikrimi yaklaşık 700 kere değiştirdim. Hala doğru seçimi yapıp yapmadığımdan emin değilim. ’92 MJ atletik olarak mükemmeldi ve Sır’ı %90 oranında kabullenmişti; ’96 MJ ise onun %90’ı kadar iyiydi ama Sır’ı tamamen kabullenmişti. Çok zor. Bilemiyorum. Sikeyim.
6- Aslında bu pozisyonda ’92 David Robinson’u düşünüyordum çünkü o sezon 23-12 ortalamalarının yanında 4.5 blok ve 2.3 top çalma ortalaması vardı ve bu ikisinin toplamı 1973 sonrası herhangi bir oyuncunun ulaştığı en yüksek ortalamaydı. Hem pres taktiğim hem de mükemmel takım arkadaşı olarak daha iyi bir pivot bulamazdım ama Robinson’un kritik anlarda tökezleme eğilimi çok yüksek ve eğer Kareem’e bir şey olursa...
7- Basketbol’un İkinci Kitabı yazıldığı zaman berbat bir sakatlık ya da hakkında büyük bir suçlama olmazsa LeBron neredeyse kesin olarak Efsane Larry’nin ya da Duncan’ın yerine ilk beşe yerleşecek. Ama şimdilik yedek kısa forvetim olarak Pippen’ı seçiyorum. Bron’u yepyeni bir Testarossa gibi üzeri örtülü olarak garajda saklayacağız.
8- Aslında ölümcül pres taktiğim için ’92 ya da ’93 senesinin en iyi savunma takımının üyeleri olan Pippen, Rodman, MJ, Dumars ve Robinson/Hakeem’i seçip MJ’yle LeBron’un yerini değiştirerek pres takımımı oluşturabilirdim. Ama bunun olması için Walton-Hakeem/Robinson, Wade-Dumars, Ray Allen-Rodman değişikliklerini yapmam gerekirdi... çok riskli. Bu takımı seçerken ne kadar süre harcadığımı tahmin bile edemezsiniz. Onlarca saatten bahsediyorum. Onlarca. Ve her kendi kendime “Bir hayata ihtiyacım var” diye düşündüğümde “Ama bu kitabım için” diye kendimi avuttum.
9- Bir saniye... az önce modern basketbol tarihinin en başarısız koç/yöneticilerinden biri olan Rick Pitino’nun fikrini mi çaldım? Bu kitabın artık bitmesi gerekiyor.
10- Üzgünüm Ray. Sen bir lükssün bizim için. Hiç kimse 12 kişilik bir takımla oynamıyor. Eğer bununla ilgili bir sorunun varsa hemen Kerr ya da Nash’i arayabilirim, söylemen yeter.
11- Zavallı Isiah Şarap Mahzeni Takımı’nda bile kendine yer bulamadı. Gerçi bu seferki geçerli bir sebepten dolayı: 3 sayılık atışlar. Ama MJ’in ondan Dream Team’e alınmasını engelleyecek kadar nefret ettiğini düşünürsek, “Bakın, o adamla takım arkadaşı olacağıma dünyanın patlamasını izlerim daha iyi.” demesi de olası.

Orijinal metni Google'dan "The Book of Basketball epub/e-book" şeklinde arama yaparak bulabilirsiniz.

Sunday, July 6, 2014

Rastgele Çeviriler #2 | İmkansız Adam Lionel Messi (Part 2)

Yukarıda yazdıklarımdan Messi'nin bencil bir oyuncu olduğunu çıkarmış olabilirsiniz. Ya da gol atmak konusunda çok iyi olduğu için, gol atmaya daha fazla odaklanmış olabileceği varsayımında bulunmuş da olabilirsiniz. Ama gerçek şu ki: Messi Wayne Gretzky-vari* bir şekilde asist rakamlarında da en üst sıralarda. Birkez daha herkesten çok daha üstün. Kimse(Ronaldo dışında tabi) onun gol ve asist sayılarının toplamına yaklaşamıyor bile. 

*Kendisi bir NHL(Amerikan buz hokeyi ligi) efsanesi. Hem asist hem de gol kategorilerinde herkesten  üstün.

(Maç başına ortalama gol ve asist rakamları.)

Messi sadece son dört yıldaki en çok gol atan oyuncu değil, aynı zamanda en fazla asist üreten oyuncular listesinde de üçüncü sırada. Oynadığı takımın ana skoreri olan bir oyuncudan bahsediyoruz. Sadece Mesut Özil ve Frank Fibery Messi'den daha fazla asist rakamına sahip ve Özil Real Madrid'te Ronaldo'yla oynayarak bu sayıya ulaştı.

Peki bunu nasıl yapabiliyor? Messi'nin pas yeteneklerini değerlendirebilmenin önündeki en büyük engel dünyanın pas yapmayı en çok seven takımında oynaması. Barcelona'yı izlemek bazen antreman sırasında yapılan top kapma oyununu izlemeye benziyor. Barcelona'lı oyuncular, çok fazla sayıda ve çok yüksek yüzdede kısa paslar içeren "tiki-taka" sisteminde oynadıkları için biraz kötü bir üne sahipler. Bunun dışında yeni bir pozisyon yaratana kadar topun hakimiyetinin onların elinde olmasını istiyorlar. Mükemmel bir fikir gibi görünüyor ama bu sistemin herkese uymamasının bir sebebi var: Bu sistemi başarılı şekilde kullanabilmek için takımınızda muazzam pasörler ve set defansına karşı pozisyonlar üretebilecek forvetler olması gerek.

Messi hem mükemmel bir pasör hem de set savunmasına karşı fırsat yaratabilecek bir forvet. Ve onun pas profili diğer Barcelona forvetlerinden çok farklı. Diğerleri paslarının %72'sini geriye ya da yana doğru veriyor. Messi diğerlerine oranla çok daha fazla ileriye doğru pas veriyor ve çok daha fazla başarılı oluyor:

(Oyuncu-Pas sayısı-İsabet yüzdesi-İleriye pas yüzdesi-İleriye pas isabet yüzdesi)

Messi takımdaki diğer forvetlerden daha fazla pas veriyor ve bu pasları daha yüksek yüzdeyle veriyor. Aynı zamanda diğerlerine oranla daha yüksek yüzdeyle ileriye doğru paslar veriyor ve o pasların hedefi bulma oranı da daha yüksek.(Tipik Messi!) İleriye doğru verdiği 3,800 küsur başarılı pas sayısı verilerimiz arasındaki en yakın forvetlerin bile neredeyse iki katı. Francesco Totti'nin 2,200, Wayne Rooney'nin 1,800 ve Ronaldo'nun 1,500 ileriye doğru isabetli pası var.

Pasların kalitesinin ölçütlerinden biri isabetli paslar olabilir ama aynı zamanda o pasların nasıl sonuçlandığı da önemlidir. Etrafı savunma oyuncularıyla çevrili birine 50 metreden başarılı pas atmak o kadar da değerli bir şey değil. Yani işe yarar veri oyuncunun attığı pasların neye dönüştüğünü- şut pozisyonu, gol, pas vs.- hesaplamaktır.

Görünen o ki Messi sadece ileriye çok fazla pas atmakla kalmıyor, aynı zamanda isabetli paslar atıyor ve çok yüksek oranla bu paslar "başarılı" atakla sonuçlanıyor.


Örneğin Messi'nin orta sahadan attığı uzun pasları inceleyelim. Her oyuncunun bu tip paslardaki başarı yüzdesini belirten bir grafik oluşturdum ve oyuncuların pas sayılarını ise büyük veya küçük baloncuklar kullanarak belirttim:



Messi her iki kategoride de daha başarılı ve onun attığı kadar pas atan  hiçbir oyuncunun ona yakın bir yüzdesi yok. Daha yüksek isabetle ya da daha yüksek "başarılı pas" oranıyla pas atan oyuncular var ama o oyuncular uzun top atmakta biraz daha seçiçi olan oyuncular. Mesela Ronaldo'nun "başarılı pas" yüzdesi %60'iken Messi'ninki %54 ama Ronaldo'nun 41, Messi'nin ise 81 tane başarılı pası var.

Messi'nin ileri paslarda bu kadar başarılı olması sürpriz değil. Bu kadar narin ve göz kamaştırıcı bir oyun oynaması zaten mükemmel seviyede yeteneklere ve mükemmel bir zamanlamaya sahip olduğunu gösteriyor. Messi diğer herhangi bir forvet oyuncusunun en az iki katı kadar ileriye doğru pas atıyor ve buna rağmen yine de ortalamanın üstünde bir başarı oranına sahip.


Rakip yarı sahada ileriye doğru yüksek sayıda pas atmasının önemli iki yanı daha var. Hücum bölgesinde kimse Messi kadar ve başarılı şekilde hücum etmiyor.


Yukarıda forvetlerin maç başına üçüncü bölgeye gönderikleri pasların istatistiği var.  Asistlerin çoğu bu tip paslardan geliyor ve Messi forvetler arasında bu şekilde en çok asist yapan oyuncu, hem de büyük farkla. Ve yine en yakın rakibinden iki kat fazla deneme yapmasına rağmen onlardan üstün. 

TOPA SAHİP OLMA

Şimdiye kadar en azından Messi'nin biraz yetenekli olduğunu kanıtlayabilmişizdir. Ama hala yapmamız gereken zor bir iş var: Messi'nin takımını daha iyi yaptığını göstermemiz gerek.

Öncelikle Barcelona'yı değil Messi'yi övdüğümüzü belirtelim. Messi'li Barcelona'yı incelememiz gerek. Bunun en kolay yolu Messi'siz Barcelona olarak da bilinen İspanya Milli takımını incelemek.
2010 ve 2014'teki İspanya takımları arasında çok büyük fark var: 2010 takımı Dünya Kupası'nı kazandı ve 2014 takımı ikinci maçlar sonunda turnuvadan elenmişti. Ama burada gözden kaçan şey ise 2010'da şampiyon olan takım da hücumda iyi değildi. Aslına bakarsanız 2014 takımının maç başına gol ortalaması 2010 takımından daha fazla. 2010'da takım 7 maçta 8 gol atarken 2014'te üç maçta dört gol attı. Karşılaştırmak gerekirse 2010-2011 sezonunda Barcelona Şampiyonlar Ligi'ni(Avrupa'nın klüpler bazında en yüksek seviyedeki kupası) 13 maçta 30 gol atarak kazanmıştı. 2010'dan bu yana Barcelona 47 Avrupa maçında 104 gol attı. Bu, Messi dışında, "tiki-taka" sistemi dahil neredeyse her şeyi aynı olan İspanya takımının maç başına gol ortalamasından 1.08 fazla. 

Belki adaletsiz bir karşılaştırma olmuştur ama Barcelona'nın "Bir şimşek çakana kadar ortada sıçan oynama" taktiğinin sadece Messi'yle işe yaraığı gerçeğiyle uyuşuyor. 
Messi'nin şutları ve yarattığı fırsatlar Barcelona'nın attığı şutların(penaltı ve duran toplar hariç) yüzde 48'ini oluşturuyor. Yine de Messi'nin ve onun asist yaptığı oyuncuların attığı goller Barcelona'nın attığı gollerin %60'ını oluşturuyor.

Hatta Messi'nin içinde bulunduğu pozisyonlarda takımın gol atma ihtimali daha fazla oluyor. Messi, Barcelona'da kullandığı şutların(penaltı ve duran top hariç) %22.1'inde gol atıyor. Gol pasını Messi'nin verdiği vuruşlarda ise gol olma oranı 18.1. Ama Messi'nin dahil olmadığı şutlarda Barcelona'nın gol atma yüzdesi sadece %12.5

Barcelona dünyanın en iyi takımlarından biri olsa da Messi'nin dahil olduğu pozisyonlar ve olmadığı pozisyonlarda devasa bir fark var.İşte 2010'dan beri en az 100 maç oynamış ve yukarıdaki yüzdelerde Messi'ye yakın olan oyuncuların listesi: 

(Oyuncuların takıma eklendiğinde gol olan şutlara ve asistlere etkisi.)

Of course, these are raw shooting percentages and don’t account for the types of shots each player is taking or assisting, or the number of attempts. It’s generally harder to stay valuable over a larger number of shots, and we haven’t yet factored in that difficulty.
Tabii ki bunlar ham veriler ve oyuncuların kullandığı farklı şut veya asist stillerini ya da sayılarını değerlendiremiyor. Bunun için önceden de baktığımız ortalamanın üstündeki goller istatistiğinden yararlanacağız. Bu sayede oyuncunun yarattığı pozisyonlar ve şutlarıyla bekleneni aşıp aşmadığını ve takımın o oyuncu olmadan yaptığı vuruşları karşılaştırarak bu değere ulaşabiliriz. Örneğin bir oyuncu şut başına .02 ortalamanın üstünde gol atıyor ve takımı da şut başına -.01 gol atıyorsa o oyuncunun yarattığı şut başına ortalamanın üstüne gol farkı .03 tür. Şimdi yukarıdaki verileri bu şekle çevirip bir daha inceleyelim:


Sonunda o kadar tablodan sonra azalan bir eğilim görüyoruz. En azından adı Lionel Messi olmayan kişilerde. O bir kez daha herkesin üstünde.

Fakat bu sadece oyuncular şut attıklarındaki istatistikler. Eğer bir oyuncunun verimliliğini tam anlamıyla hesaplayacaksak topla buluşmalarına daha detaylı şekilde bakmalıyız. Bunu yapabilmek için "kullanılan pozisyon" diye bir istatistik ürettim. Basketbol istatistiklerindeki "kullanım sıklığı" istatistiğine benzer bir şey ve oyuncunun şu gibi durumlardaki topla buluşma sayılarını gösteriyor:

Şut çektiği;
Şut çeken oyuncuya pas verdiği;
Topu kaptırdığı;
İsabetsiz pas attığı;
Çalım atmaya çalışıp topu kaptırdığı;

Diğer bir deyişle  bu istatistik bir takımın hücumunu sonlandıran(olumlu ya da olumsuz) her şeyin sayısını belirliyor. Atağı bitirmeyen şeyler, yani başarılı çalım, şutla sonuçlanmayan pas gibi durumlar bunların içinde yer almıyor.

Tabii ki pas vermek önemli bir yetenek ama bunu belirleyebilmem için pasların iyi(gol, asist) ve kötü(top kaybı vs.) sonuçlarını birlikte değerlendirmem gerek. Aşağıda maç başına en az 15 kere top kullanan oyuncuların takımın "ortalamanın üzerindeki gol sayısı"na etkisini gösteren bir tabla oluşturdum:


Şutla sonuçlanmayan paslarını çıkarırsak Messi topla buluşma başına en çok gol atan oyuncu. Fakat bu grafikte dikkat çekici başka öğeler de bulunuyor. Ronaldo'dan daha az şut kullanmasına rağmen maç başına kullandığı top sayısı Ronaldo'dan daha fazla. Ama bu genel olarak Messi'nin daha fazla çalım yapması ve topu kaptırması aynı zamanda da asist yapmaya eğiliminin daha fazla olmasıyla da alakalı. 

Futbolda top kayıpları, basketbol ya da Amerikan futbolunda olduğu kadar önemli değil. Ama futbolda pozisyonlar daha az olduğu için gol atma ihtimalini biraz bile olsa yükseltecek şeyler için top kaybetmek o kadar da kötü değil. 

Sonuç olarak Messi'nin savunması attığı gol sayısına göre tutarlı. Nereeyse bir çocuk kadar boyunun(1.69) olması o kadar da etkilemiyor demek.

Messi'nin savunma özelliklerini incelemek için, başarılı hamlelerini, araya girişlerini ve engellediği şutları birleştirdim ve rakibin pozisyon sayısına göre ayarladım. 


Messi'nin istatistiklerinin rakiplerinden(yani Ronaldo) daha kötü olduğu çok az istatistik var. Çok az top kapıyor ve dahası defansif bölgeye çok fazla uğramıyor. Ve hava toplarına da çıkmıyor.  Henüz oyununun bu yönüyle ilgili araştırma yapmamışken ofisimizdeki futbol uzmanları bunların boyuyla alakalı olduğu teorisini ortaya atmıştı. 

SONUÇ

Messi'nin bugüne kadar yarattığı hayal kırıklığından sonra Arjantinli taraftarlar bu kupada ondan ne beklemeliler? Turnuvada şu ana kadar(1 Temmuz) Messi Barcelona ve Arjantin istatistikleri arasında farkları teker teker kapatıyor. Ki o farklar aslında o kadar da büyük değildi. 

2010 Dünya Kupası'ndan sonra Messi Arjantin formasıyla oynadığı 22 maçta 19 gol 6 asistlik bir performans gösterdi.(maç başına .9 gol ve .3 asist Barcelona'daki 1.1 gol ve .4 asist ortalamalarına yakın) Verimlilik konusunda ise Barcelona'daki maç başına .262 "ortalamanın üzerindeki gol" sayısına karşı Arjantin formasyıla .199 OÜG sayısına sahip. Ama aynı zamanda Arjantin formasıyla defansif istatistikleri daha iyi. Yani ufak farklar olsa da bunlar Messi'nin iki takımdaki farklı rolleri yüzündendir, oyununun kalitesinden değil. 

22 maç karşılaştırma yapmak için ufak bir rakam olmasına rağmen Messi'nin dünyanın en iyi oyuncusu olduğunu kanıtlar nitelikte istatistiklere sahip: Maç başına .199 ortalamanın üzerindeki gol sayısı Ronaldo'nun 2010'dan bu yana Real Madrid'de yakaladığı .175'ten iyi. .199 istatistiğini oluşturan şutlar şöyle:


Başka bir deyişle Barcelona'daki Messi ve Arjantin Milli Takımı'ndaki Messi farklı kişiler olsaydı(2010 sonrası istatistikler için konuşuyorum) büyük ihtimalle dünyanın en iyi iki oyuncusu olurdular.